LEKELENMEME HAKKI: HERKES İÇİN Mİ, BAZILARI İÇİN Mİ?
Türkiye, son haftalarda yatırım fonlarında yaşanan krizle sarsılırken, tartışmalar maalesef yalnızca sermaye piyasaları ve yatırımcıların uğradığı zararlarla sınırlı kalmadı. Krizle bağlantılı olduğu ileri sürülen kişilerin kimliklerinin açıklanmaması, TBMM de yapılan görüşmelerde hukuk devletinin en temel ilkelerinden birini yeniden gündeme taşıdı: Lekelenmeme hakkı.
kayserim.net
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon soruşturmasına ilişkin tartışmalarda masumiyet karinesine ve kişilerin haksız yere itham edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ise yatırım fonlarına para yatırmanın suç olmadığını, kişisel verilerin topluca açıklanamayacağını vurguladı. Elbette ki bu açıklamaların hukuki dayanağı vardır.
Gerçekten de hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunmayan bir insanın suçlu ilan edilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
Ancak burada cevaplandırılması gereken çok daha önemli bir soru bulunmaktadır:
Bu hassasiyet, Türkiye'de hakkında soruşturma yürütülen bütün vatandaşlar için aynı ölçüde gösteriliyor mu?
Hukuk, kişinin kimliğine göre değişebilir mi?
Anayasa'nın 10. maddesi, herkesin kanun önünde eşit olduğunu düzenler.
• Maddesi ise suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar hiç kimsenin suçlu sayılamayacağını güvence altına alır.
Bu hükümler, kişinin milletvekili, bürokrat, iş insanı, belediye başkanı, gazeteci veya sıradan bir vatandaş olmasına göre farklı uygulanabilecek hükümler değildir. Masumiyet karinesi, siyasi makamın sağladığı bir ayrıcalık değil, insan olmanın doğurduğu temel bir haktır. Dolayısıyla fon soruşturmasında adı geçenlerin itibarlarının korunması ne kadar önemliyse, başka soruşturmalarda adı geçen vatandaşların itibarlarının korunması da o kadar önemli olmalıdır.
Hukuk devleti, hakların yalnızca varlığını değil, herkese eşit ve tutarlı biçimde uygulanmasını gerektirir.
Bir tarafta gizlilik, diğer tarafta kamuoyu önünde açıkça yargılama;
Türkiye'de geçmiş yıllarda çeşitli ceza soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan kişilerin isimleri, fotoğrafları ve haklarındaki iddialar geniş biçimde kamuoyuna, basına, televizyon kanallarına yansıdı. Bazı soruşturmalarda henüz yargılama başlamadan suç isnatları kesinleşmiş gerçeklermiş gibi tartışma programlarında alınan duyumlar olarak çeşitli kişiler tarafından anlatıldı. Oysa bir insanın gözaltına alınması, tutuklanması veya hakkında iddianame düzenlenmesi suçluluğunun kanıtlandığı anlamına gelmeyecektir. Bir kişi yıllar sonra beraat ettiğinde, hakkında yapılan ilk haberlerin ve oluşan toplumsal algının etkilerini nasıl bertaraf edecek bilinmeyecektir. Üzerindeki hain, dolandırıcı, rüşvetçi, ahlaksız gibi yaftaları nasıl atacaktır?
Ticari itibarı zarar gören bir iş insanının kaybettiği müşteriler, mesleki itibarı sarsılan bir çalışanın kaybettiği fırsatlar, ailesiyle birlikte toplumsal baskıya maruz kalan bir vatandaşın yaşadıkları, beraat kararıyla kendiliğinden ortadan hemen kalkacak mıdır?
Şimdi aynı hukuk düzeni, fon krizinde adı geçen kişilerin lekelenmeme hakkını hatırlatmaktadır.
Bu yaklaşımın kendisi yanlış değildir. Tartışılması gereken, doğru olan bu yaklaşımın neden bütün soruşturmalarda aynı kararlılıkla uygulanmadığıdır. Şeffaflık ile lekelenmeme hakkı birbirinin düşmanı değildir ki.
Fon krizine ilişkin tartışmalarda önemli bir ayrımın yapılması gerekiyor.
Bir yatırım fonuna para yatıran herkesin isminin açıklanmasını istemek ile içeriden bilgi kullanımı, piyasa manipülasyonu veya haksız kazanç iddialarının etkili biçimde araştırılmasını talep etmek aynı şey değildir. Yatırım yapmak suç değildir. Yatırımcıların kişisel verileri de hukuken korunmalıdır. Ancak bu koruma, kamu otoritelerinin denetim sorumluluğuna ilişkin soruları cevapsız bırakmasının gerekçesi haline gelmemelidir.
Kamuoyu şu soruların yanıtlarını öğrenebilmelidir:
1- Fonlardaki olağan dışı işlemler ne zaman tespit edildi?
2- Denetim mekanizmaları nasıl çalıştı?
3- Hangi işlemler incelemeye alındı?
4- İddia edilen usulsüz kazançlar konusunda hangi hukuki adımlar atıldı?
5- Kamu görevlilerinin olası sorumlulukları araştırıldı mı?
Bu soruların cevaplandırılması için hakkında suç isnadı bulunan herkesin peşinen teşhir edilmesi gerekmez.
Şeffaflık, insanları mahkum etmek değildir. Şeffaflık, kurumların yaptıkları işlemler hakkında hesap verebilmesidir.
Meclis'in Görevi Yalnızca Hakları Hatırlatmak Değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet adına denetim yetkisi kullanan anayasal bir kurumdur. Fon krizinde siyasi ve idari sorumlulukların araştırılmasına yönelik Meclis araştırması önergelerinin kabul edilmemesi, kamuoyundaki hesap verebilirlik tartışmasını daha da önemli hale getirmiştir.
Bir taraftan kişilerin lekelenmeme hakkının korunması savunulurken, diğer taraftan denetim süreçlerinin yeterliliğinin araştırılması da mümkündür. Bu iki yaklaşım arasında hukuki bir çelişki bulunmamaktadır. Meclis, kimseyi peşinen suçlu ilan etmeden de kamu kurumlarının denetim görevlerini, düzenleyici mekanizmaların etkinliğini ve olası idari sorumlulukları araştırabilir.
Hatta hukuk devletinin gereği tam olarak budur.
Vatandaşın İtibarı Da En Az Siyasetçinin İtibarı Kadar Değerlidir
Bir milletvekilinin, bir bakanın veya üst düzey bir kamu görevlisinin lekelenmeme hakkı vardır.
Buna kimsenin itirazı olmamalıdır. Ancak aynı hak; sabah erken saatlerde gözaltına alınan bir esnafın, hakkında suçlama yapılan bir gazetecinin, soruşturmaya konu edilen bir belediye çalışanının veya ticari itibarı tehlikeye giren bir şirket yöneticisinin de hakkı olmalıdır. Üstelik sıradan bir vatandaş, kaybettiği itibarını yeniden kazanmak için kamuoyuna ulaşma bakımından çok daha sınırlı imkanlara sahip olacaktır. Kendisini anlatana kadar neler çekecektir Allah bilir.
Bu nedenle lekelenmeme hakkının korunması yalnızca belirli soruşturmalar gündeme geldiğinde hatırlanan bir hassasiyet olmamalıdır. Adli makamların, kamu yöneticilerinin ve basın kuruluşlarının her soruşturmada aynı özeni göstermesi gerekmektedir.
Sonuç: Devletin Dini Adalettir ve Adaletin Ölçüsü de Eşitliktir
Fon krizinde adı geçen kişilerin isimlerinin açıklanmamasına yönelik hukuki gerekçeler tartışılabilir. Masumiyet karinesi ve kişisel verilerin korunması, demokratik bir hukuk düzeninin vazgeçilmez ilkeleridir. Ancak bu ilkelerin gerçek değeri, yalnızca güçlü veya kamuoyunda tanınan kişilere uygulandığında değil, toplumun bütün kesimleri için aynı şekilde işletildiğinde ortaya çıkar. Sorun, fon soruşturmasında adı geçen kişilerin neden korunduğu değildir.
Asıl sorun, aynı korumanın başka soruşturmalarda adı geçen vatandaşlar için neden her zaman aynı görünürlükte ve titizlikte sağlanmadığıdır.
Bir hukuk devletinde hiç kimse hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunmadan suçlu ilan edilmemelidir. Ve hiç kimse, toplumdaki konumu nedeniyle bu temel güvenceden daha az veya daha fazla yararlanmamalıdır.
Çünkü Lekelenmeme Hakkı Bir İmtiyaz Değil, Herkes İçin Anayasal Güvencedir.
Serbülent Altıparmak
26.10.2026
Fotoğraflar · 1
Bu haber kayserim.net’ten
BFF Medya · Kayseri





